Mardin’de Dinlerin Mekansallığı ve Komşuluk İlişkileri (2)



 Dinler  ibadetleri gerçekleştirmek için mekansallaşmak için arayış içerisindedir. Özetle (dini ve siyasal) mutlak mekan kutsal ve lanetli yerlerden oluşur: tapınaklar, saraylar, anma ve mezarlık anıtları, ayrıcalıklı ve belirlenmiş yerler. Dolayısıyla çoğu “yasak” yerler [1]. Mardin gibi bir coğrafyada ise mekansallaşmak isteyen bir çok dine rastlanır. Tarih boyunca Mardin’i incelediğimizde ilk yerleşim yeri olan kale terk edilerek tepenin güney    eteklerine toplu yerleşimlerin olduğu görülmüş. Bu kentsel sit alanındaki yerleşmeler dini mekansallaştırma düşüncesiyle başlayıp kente ait Ulu Caminin yani dini tapınma alanının yapılmasıyla cami çevresinde yoğunlaşmıştır. Daha sonra belli bölgelerdeki dini inanışlara göre hristiyanlık , protestanlık ve müslümanlık dinlerine ait mekansal imgeler dine ait yoğun nüfusun çevresel birikmesiyle varlığını sürdürmüşlerdir. Mardin’de dini mekanlar birini nasıl etkilemiştir? Mardinde dini çeşitliliğin getirdiği insan çeşitliliği ve mekan çeşitliliği kültürel hoşgörüyle bütünleşince avantajlar sunuyor. Aynı mahallede tasarlanan müslüman dinine ait camiden çıkan ezan sesiyle hristiyan dinine ait kiliseden çıkan çan sesi aynı mekanlarda açığa çıkıyor. Ya da yapısal olarak incelediğimizde ortaçağda oluşturulmuş gotik dini tapınak ile Selçuklu Dönemi’nde tasarlanmış dini tapınak Mardin’de aynı ara sokakta bulunabiliyor. İmgeler dini inanışları ayrıştırır. Ezan sesi, mezar taşı , çan sesi , cami, kilise, manastır, haç işareti, arapça ayet yazıları gibi şeyler dini kavramsal olarak ayıran imgelerdir. Yasak yerler yani lanetli yerler denilice ise mezarlar aklımıza gelebiliyor. Ölüm mekansallaşmanın bir yok oluşudur diyebilir miyiz? Aslında mezarlarda bir mekansallaşma örneğidir. Sonlu ve durağan görünürler. Dinler üzerinden tartışırsak mezar taşlarına oyulan bezemeler , mermerin olup olmaması, mezar yükseklikleri ya da ölülerin gömülme şekli bize aslında mekanın dinsel çeşitliliği hakkında bilgi verir. Mezar taşındaki desenlerle hangi dine mensup biri olduğu ve ayrıca son durak diye tabir edilen mekana dinin etkisini gözlemleyebiliriz. Lanetli diye tabir edilen mezarların taş bezemelerinden yani ölü bedenin mekansallıştırıldığı imgelerden dinini tanımlayabilmek zor değildir. Mardin’deki  Mor Gabriel Manastırların alt kotlarında hristiyan dini inancına göre  din görevlileri oturacak vaziyette gömülmüşlerdir. Mor Gabriel inanış ve vasiyetine gör orada bulunan insanların ayak altına gelecek şekilde gömülmüştür. Müslümanların gömülme şekli ise beden sağ tarafa dönecek sekilde cenin pozisyonda gömülmektir. Gömülme mekanlarının formu bu özelliklere göre şekillenir. Öte yandan dinlerin komşuluk ilişkilerine değinecek olursak dışardan bakılınca Mardin sınırları içerisindeki insanları yaşayış şekilleri ve ihtiyaç duydukları mekanların ilişkilerinin  yakın derecede olduğunu fark ederiz. Dini törenlerini, cenaze törenlerini, doğum ve evlilik ritüellerini Mardin’in dini coğrafyası gereği komşularıyla bir arada yürütürler.Günlük ritüelleri düşünecek olursak ; kış mevsiminde damlarda oluşan karı küremek için yan, karşı ya da üst komşuyla zorunlu bir araya gelme durumu vardır. Zorunlu birliktelik olağanlaşmıştır. Coğrafi özellik olarak yamacın üzerine kurulmuş bir şehir, bir tepe ve eğimi yüksek olan bir yer. Avlular yan yanadır ve dar sokaklardan sirkülasyon sağlanır.  Din, kapı komşuluğu ya da güneye yerleşmiş Mardin’in getirdiği dam komşuluğu gibi mekansal yakınlığa dayanarak günlük ritüellerin din farklığına rağmen çeşitliliğini aynı zamanda  bu farklılığın getirdiği mekansal aykırılık veya bütünlüğünün oluşturulmasına katkı sağlar diyebiliriz. Aykırı dini mekanlar çoğu zaman ortak kullanım alanına da komşuluk sayesinde dönüşür. Yeni şehirdeki komşuluk ilişkilerine bakılarak Eski Mardin’ deki dinlerin ortak mekansallığının varlığından söz edebilir miyiz ?





[1] Henri lefebvre, Mekanın Üretimi, Kentsel Yayın Evi, Baskı :2, s251

Yorumlar