Yapılara Hapsolamak

Yapılara Hapsolmak
 Konut ve ev kavramları birbirlerinin karşılayan kavramlar olmakla birlikte birbirleriden farklı kavramlardır.Ev herhangi bir mekan olabilir örneğin atalarımızın yerleştiği mağara ve ağaç kovukları onlar için birer ev olma niteliği taşımaktadır öznel bir bakış açısıyla evin bireyin kendini özgür ve ait hisetiği herhangi bir mekan olarak tanımlaya biliriz.Konuta ise  bundan farklı olarak imar kuraları çerçevesinde asgari alan kullanılarak kullanıcı için tasarlanmış yaşama alanı demek daha doğru olur.(Konuta kendini özgür ve ait hisseden bireyler için birer evdir.)
Günümüz yapıları her ülke ,bölge, şehir hata ve hata mahallelere göre değişiklik göstere bilir.Bu değişim kimi zaman iklim ,iş,kültür ,vb … etkenlerden dolayı olurken çoğu zaman iş güz ar müteahhit ve mimarların asgari yaşama alanı sunarak daha çok kaar etme amacı gütmesinden dolayıdır.(genellikle gelişmemiş ülkeler için geçerli bir söylem.)Bunun vuku bulmadığı durumlarda ise mimarların sanatlarının ortaya koya bildiği ender alanlar vardır.Yapıların yaşayıcıyı sadece  tehlikelerden ve iklim koşularından koruması durumunda ortaya çıkan tasarımlar(tasarımdan çok matematiksel hesap )birer makineden farksızdır.İnsanlar bu tür yapılarda barındıkların da  doğasından uzaklaşarak duygularından arındırılır ve ritimlerini kaybederek içleri boşatılır ve kurulmaya hazır birer makineye dönüşürler.İçleri boşaltılmış insanlar tek amaçları kendilerine dayatılan bu konutlara sahip olmak olarak hayatlarını bu uğurda yitirirler.(Ülkemiz için bir evim arabam olsun yeter kavramı.).
Sosyalleşme kavramı bana kalırsa günümüzün en büyük hastalığı ve sorunundur ama kimileri için bulunmaz bir madendir.İnsanlar makine tarzı konutlardan ayrılmadan sosyalleşiyor(sosyal medya ve televiyon na sosyaleşmek diliyorsa tabi) olmaları onların sistem dışına çıkmasını engellemenin yanı sıra onları hapsetmenin en kolay ve etkili yoludur.Kimi insanlar evden işe işten eve gitmenin dışına çıkamıyor ve bu döngüde hapsolup tükeniyorlar.Bu bağlamda insanların konutlarını terk edip evlerine yada başka bir değişle özüne dönerek doğayla bütünleşmelerini istemek biraz ütopik olsa da olması gereken budur.Tabi ki toplum bir anada tüm işlevini bırakıp bu şekilde bir ayrıma giremeyeceği için mimarların yeni toplumun ruh sağlı adına buna en yakın ortamları yapılara aktarması ve insanların bu mekanlara da kendini özel hissetmesi gerekir.Basit birkaç önlemle insanların bunu hatırlaması sağlana bilir örneğin yapıların teras ve zeminleri ortak kulanıma açılarak birer toplama alanları ve buraların yeşil olması, yapının en azından bir cephesinin manzarayı kesmeden devam edebilmesi ve insanı o dar alandan kurtarıp daha geniş bir alanı görmesi(Mardin tarihi evleri bu konuda çok başarılı),betonarme yapılar yerine daha doğal formdaki malzemelerin kullanılması bile insanları daha mutlu ve huzurlu etmeye  yeteceğin düşünüyorum.Tabi bütün bunların yanında kapitalizmin insanları hapsetmek için elden gelene yaptığı ve insanların günlü hayatın büyük bir kısmını çalışarak harcadığı ,yok pahasına çalıştırıldığı,internet ve sosyal medyayla uyutulduğu ,kent ölçeklerin insan boyutunu aştığı ve bu bağlamada insanın değersizleştiği gibi birçok etkenden dolayı makineleştikleri ve sadece yapıdaki bu değişimin insanı mutlu edeceğini düşünmek biraz saflık olur.
      İnsanlar neden mutsuz ve mutsuzluğun ne kadarı yapılarla ilgili?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar