KENDİ ELİNDE
Bu çalışmanın amacı Mardin gibi tarihsel
kentlerde kent mekanının dönüşümünün sosyo kültürel hafıza dikkate alınmadan
yapılması durumunda tarihsel kentleri nasıl yok ettiğini ele alan bir çalışma
yürütülerek hazırlanmıştır.
Kentler çeşitli etmenlerle ve yılların
birikimiyle dönüşür. Bu etmenler bazı gündelik yaşama uyum çabası, kültürel
birikim ya da politik olabilir. Ancak bu dönüşüm günümüzde gerçekleştiği gibi
toplumsal ve mekansal hafızayı silerek değil, koruyarak gerçekleştirilmelidir.
Ancak bu şekilde kültürel miras gerçek anlamda korunabilir.
Bireyler
kendi alışkanlıklarını bulamadıklarında ölürler. Çoğu zaman yapılar estetikten çok yaşamı
devam ettirme amacı güdülerek inşa edilmiştir. Bu yapılar daha sonradan yaşamı
devam ettirmenin yanı sıra yaşam şartlarını ve toplumun sınıfsal
farklılaşmasını ortaya koyacak yapılara dönüşmüştür. Bireyler istekleri
doğrultusunda gündelik hayatlarını sürdüre bilmek için bir takım mekansal eğilimler
göstermişlerdir. Kimi zaman yapıların yetersiz olduğu düşünülmüş kimi zamanda
farklı idealler benimsenmiştir.
Mardin’i ele aldığımızda; dıştan
bakıldığında birden çok bireyin bir arada yaşadığını yorumlayabiliyoruz. Kale
de şehrin Yöneticisinin Konaklar da Bürokrat, Tüccar, üretici diğer yapılarda
ise İşçi, çalışan bireylerin toplumlar halinde yaşadıklarını görebiliyoruz. İç
içe yaşayan bu toplumların yaşamış oldukları içsel ve dışsal etkileşimler
sonucunda toplum sınıflandırmalarının yer değiştirmesi olağan bir sonuç olarak
görülmelidir. Konaklar da yaşayanların diğer yapılarda, diğer yapılarda
yaşayanların kale de yaşamaları muhtemel sonuçtur. Bu durum bireylerin
yaşadıkları yapılara gereken hassasiyeti ve saygıyı ortaya koymamalarına olanak
sağlamıştır. Konaklar da ve diğer yapılarda yaşayan bireyler gerek nüfus artışı
gerekse gündelik gereksinimleri doğrultusunda yapıların sağına soluna hatta üstüne yeni
yapılar inşa etmiştir. Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Mardin
günümüzde de hala bu medeniyetlerin kalıntılarını göstermektedir.
Geçtiğimiz yıllarda birinci cadde de sağlı
sollu bütün iş yerlerinin kardeş belediye proje çalışmalarıyla değiştiğine
şahit olduk. Toplumun ve mekanın tarihsel birikiminin bir ürünü olan vitrinler
‘yenilenerek’ bu birikimlerini kaybetti. Bu durum sadece vitrinlerin yok
olmasını değil aynı zamanda tarihi kent olan Mardin in tek tip görüntü
oluşturmasını sağladı. Oysaki farklı ticaret olanaklarının bir arada olduğu ve
farklı renk, desen ve motiflerle birbiri içerisinde farklılık göstermeye
çalışılan farklılık duygusunu ortadan kaldırarak tamamen monotonlaştırdı. Oysaki
vitrinlerin her birinde ayrı bir kültürel sanat yatmaktaydı. Vitrinleri tamamen
değiştirmekten ve modern elektronik kepenkler yapılmaktansa mevcutta olan
vitrinleri onarmak yada birebirini yapıp yapılarla bütünleştirmek kültürel
mirasa yapılacak saygı ve koruma olarak nitelendirilebilir. Çünkü bir terzinin
oğlu elle açılan kepenkleri kullanıp o kokuyu hissetmeli ki oradaki o emeği
korusun. Aksi takdirde modernlik hiç bitmez ve mekanlar tarihsel birikimini
yitirirler. Vitrinlerin önünde bulunan kaldırımlar üzerinde yapılan
değişikliklerle kaldırım taşlarının değiştirilmesi sonucunda tarihin ayak
izleri kaybolmuş normal bir şehirde hareket ediliyor hissi veriyor. Araçların
park etmemesi için kaldırımlara koyulan dubalar kaldırımların yaşlılığını
ortadan kaldırmış modern kent izlenimini oluşturmuş. Bu eşzamanlı belli bir
noktaya kadar,yalnızca görünüştedir: Oysaki gerçek olan modern toplumun tarihi
yutması sindirmesidir. Emeğin zamanın kokusuna
galebe çaldığı anlarda kültürel değişimlere dikkat edilmelidir. Kısa bir
süre önce kız meslek lisesinin bir çok medeniyetinin ayak izlerini taşıyan
basamaklarının nasıl yok edildiğine de şahit olduk. Oysaki bir çok kişinin ve
hatta Mardin de yaşayan halktan tutunda
yerli yabancı gezi amacı ile gelmiş bir çok bireyin hatıralarını taşıyan
mükemmel bir anı barındıran basamakları ortadan kaldırıp farklı dokuları
kapsayan neredeyse çocuksu tasarımlarla tarihi havasını ortadan kaldırmış bir
mekana dönüştürmüş. Merdivenlerin yamacında bulunan çeşmenin suyunun
merdivenlerde aşındırdığı taşlarda bile ayrı bir tarih kokuyorken o berrak
suyun hayvanların, dinlenen çocuğun ve hatta yorulan hamalların kursaklarından
geçerek adeta kendilerine getirdiği o havasından çıkarak modern bir musluğa
dönüştü. Kaç kişi kana kana içti suyu kuşaklarına aktarabilecek ki. Oysaki
bilindik gerçek şudur ki gelip görmek isteyen bireyler hep tarihi havayı solumak istiyordur, aksi takdirde
yeşillikler yada modern peyzaj alanları kendi bulundukları yörelerde de vardır.
Mardin’in Hasan Ammar çarşısının
değişiminde ise daha önceleri bakıldığında vitrinlerin yanı sıra ahşap ve
metalin oluşturduğu gölgeliklerin altında bir çarşı mı var izlenimi
uyandırırken, yapılan modern gölgeliklerle sanki şu an inşa edilmiş yapı izlenimine
büründürüldü. Tekrardan geçtiğimiz yıllarda politik alınan bazı kararlarla
Mardin’in kapısı niteliği taşıyan Diyarbakır kapı bölümünde bulunan gelen her
bireye ilk izlenimi ve tarihin çekiciliğini gösteren yüzü yıkılmış ve bu şekilde
bırakılmıştır. Bu durum tarihi yapılara yaklaşım yanlışlığının bir ispatı
niteliğindedir.
Modern bireylerin tarihin kalıntılarını yok
etmeye yönelik çalışmalarını göz ardı etmek mümkün olmasa gerek. Bazen nesneler
de kendi yöntemleri ile konuşur, bir mesaj gönderir. Yaşasın modern! Kahrolsun
tarih,onu yuttum, sindirdim ve restore ettim düşüncelerini Modern bireylerin
ellerinden çıkmış yapıların her karesinde görebiliyoruz. Yapılar içlerinde
yaşayan bireylerle hayat bulurlar aksi halde yapılar terk edilmiş barınaktan başka
hiçbir şeyi ifade etmez.
Dünyada istikrarın gün geçtikçe kaybettiği
bir dönemde, Mardin, konumu itibariyle yeniden dünya tarihinde önemli yer tutan
o eski ihtişamlı günlerine dönmeye başlamalıdır. Tüm Dünya’da insanlığın beşiği
olarak kabul edilen Kuzey Mezopotamya’nın bu eşsiz kenti, yeniden tarihteki
önemli rolünü oynamak üzere eline almalıdır. Tarihi yapılara gereken
hassasiyeti veren emin ellerle bu yola çıkılmalıdır. Politik kararlar doğrultusunda birçok yapının üstü
tamamen kapatılmış ya da yeni yapıların gerisinde kalmışsa da tekrardan yapılan
çalışmalarla ya da doğanın etkisiyle tekrar gün yüzüne çıkmaktadır. Bunun en
belirgin örneği geçtiğimiz günlerde Mimarlık Fakültesi binasının tam karşısında bulunan istinat duvarının
yıkılması sonucunda altındaki yapının ortaya çıkması durumudur. Bu durum daha
önceleri üstünde bulunan kurumun avlusunu genişletmek amacı güttüğü gibi
(Politik) amaçlarda güdebilir. Sürdürülebilir bir gelişme dünyayı kirletmeyen
bir gelişmedir. Kirliliklerin, tabiat tarafından temizlenmeyen en önemli türü
kültürel kirliliklerdir. Bir çok kültür ve sanat ürünleri, onlara, bireylerin
istediği zaman ulaşacağı, istediği zaman uzağında duracağı bir yapıya sahiptir.
Yalnızca mimari bireyin her zaman ilişki içinde bulunduğu, bulunmaya mecbur
olduğu bir kültür ürünüdür.
Tarihi ve kültürel oluşumun birikimleri
toplumlar içinde devam eder. Bu sebeple toplumlara ulaşabilecek ve devam
edebilecek tarihi yapıların korunma bilgisi , toplumun içinde var olan birikim
ile bütünleşebilen bir çözümlemedir. Tarihi kalıntıların yeniden hayata
geçirilmesi, toplumda ancak çok sınırlı bireylerin sahip olabileceği bir bilgi,
duyarlılık ve yetenek bütünlüğü ile gerçekleşebilir. Tarihi yapıların korunması
için insanların ortak tavrı, bu yapıların bütün bireylere ait değerleri temsil
etmelerindendir.
Hem aynı kültür içerisinde hem de farklı
kültürlerle yaşama isteği insanın doğasında vardır. İnsanlık tarihinden
kesitlere bakıldığında bunu kolaylıkla görmek mümkündür. Örneğin Anadolu
toprakları geçmişten günümüze kadar farklı kültürlerin harmanlandığı bir
coğrafya olarak karşımıza çıkmaktadır. Bizler, Anadolu coğrafyasında var olan
diğer kültürlerle, geçmişimizde olduğu gibi bugün de istenilen düzeyde olmasa
bile birlikte barışık yaşama bilincini tecrübe edip gidiyoruz. Bireyler
aleminin çeşitli hallerini barındıran eski uygarlıkların yaşadığı topraklarda
bereketlenmiş çeşitli kültürlerle iç içeyiz. Bu konularda zihnimizi meşgul
edecek sorunlarla karşılaşsak da, bunlar bizim değiştiremeyeceğimiz gerçeklerimizdir.
Ayrıca bu gibi sorunların en doğru cevaplarını kıyaslamalar yoluyla daha kolay
bir şekilde bulabiliriz. Kendi toplumumuzu, bizden daha huzurlu ya da daha kötü
şartlarda düşündüğümüz kültürlerle kıyaslayabiliriz. Ama bütün doğru
kıyaslamaların da bir ön araştırmaya ve doğru bilgilere dayandığını hiçbir
zaman akıllardan çıkarmamamız gerekir.
Bu itibarla farklı kültürleri çeşitli
renkleri içinde barındıran Mardin’e, bu yapısıyla dünyanın ve Türkiye’nin en
karakteristik şehirlerinden biri olarak bakabilmek mümkündür. Halen günümüzde
bu topraklarda binlerce yıllık kültür, coğrafya ve mimarinin izleri
görülebilmektedir. Bu bölgede dinsel ve etnik bakımından farklı topluluklar,
geçmişte olduğu gibi günümüzde de yaşamlarını sürdürmektedir. Farklı kültürleri
korumak onların farklılıklarını ve yaşam alanlarını onararak sağlana bilir.
Mimari dokulara aynı dokunuşlar tarihimizin iç içe yaşama olanağını kuşaklara
aktararak olabilir. Aksi halde tek bireyden bahsetmek zorunda kalırız.
Yorumlar
Yorum Gönder